1-Başkaları ile ilgileniniz. Tippy herkesi severdi. O, herkesi sevdiği için de herkes onu severdi. Psikoloji ilminin zirvelerinden Alfred Adler diyor ki: 'Başkaları ile ilgilenmeyen insanlar hayatta daima büyük güçlüklerle karşılaşmaya mahkumdurlar'. Roosevelt, yerini Taft'a bıraktıktan sonra bir gün Beyaz Saray'ı ziyaret etmişti. Bütün görevlileri, hizmetçileri hatta mutfakta çalışan kadınları bile isimleri ile selamlamıştı. Archie Butt diyor ki: 'Roosevelt mutfakta çalışan Alice'i gördüğünde ona hala çavdar ekmeği yapıp-yapmadığını sordu. Alice de ona, yaptığını, ama yalnızca hizmetçilerin yediğini söyledi. Roosevelt, Alice'in tepsi içinde ikram ettiği bir dilim çavdar ekmeğini yiye yiye bahçeye çıkmış, bahçıvan ve işçileri selamlamıştı. Bu adamlar o günü gözyaşları içinde hatırlarlar. Bunlardan Ike Hoover der ki: 'O gün, son iki yıl içinde mutlu olduğum tek gündü'. Telefonla konuşurken bile muhatabınız ses tonunuzdan bu konuşmadan ne kadar mutlu olduğunuzu anlamalıdır. Sizin ona değer vermeniz, onu size samimi olarak yaklaştıracaktır. Başkalarına karşı samimi ve derin bir ilgi gösteriniz. 2-Gülümseyiniz İnsanın yüzünde taşıdığı, sırtında taşıdığından daha önemlidir. İnsanları hareketleri kelimelerden daha yüksek bir sesle konuşur. Kelimelerinin dilini pek sevmediğimiz nice insanlara hallerinin güzel dili yüzünden bağlanıveririz. Büyük bir şirketin yöneticisi 'İşe alacağım insanları seçerken, gülümsemeyi bilen bir lise mezununu, asık suratlı bir üniversite mezununa tercih ederim' demişti. Gülümseyin. Öyle samimi ve sıcak olunuz ki, her sıktığınız ele, ruhunuzu da katınız. Düşmanlarınızı düşünerek zaman kaybetmeyin. Korkuya kapılıp hedef değiştirmeyiniz. Aklınızı hedefinizde yoğunlaştırınız. Güçlü ve faydalı olma düşüncenizi zihninizde yaşattıkça gerçekten de öyle olmaya başladığınızı göreceksiniz. Siz ısrar ettikçe fırsatlar çıkacaktır. Fikir, imanla bağlanırsa, kudret haline gelir. İmanla bağlanın. Cesur, açıkgöz ve neşeli olun. Kalbiniz neye bağlanırsa, varlığınız onun mahiyetine bürünür. Bürüneceğiniz mahiyeti doğru tespit edin. 3-İsimleri Hatırınızda Tutunuz Sıradan bir adam bile kendi ismine dünyadaki bütün isimlerden fazla önem verir. Bir insanı uzun zaman sonra hatırlayıp, ismi ile hitap etmek, büyük bir iltifat kabul edilir. Fakat ismi yanlış hatırlasanız veya yanlış telaffuz ederseniz, bu, zararlı olabilir. Adam yeterince önemsenmediğini düşünüp, gücenebilir. Eserlerini kendilerine ithaf ettirmek için yazarlara para teklif eden zenginleri de biliyoruz. Siyasal adamlarının aldıkları ilk ders şudur: 'Bir seçmenin ismini hatırlamak devlet idaresine hazır olmanın ilk şartıdır. Başkalarının isimlerini hatırınızda tutunuz. Çünkü bir insan için dünyanın en tatlı ve önemli sesi, kendi ismidir. 4-Dinlemeyi Biliniz Dinleyen birisini bulduğunuzda dinletmeyi sevmeyenimiz yoktur. Heyecanlı dikkat ve ilgiden zevk almayacak insan yoktur. En sert, en saldırgan, tenkitçiler bile sabırlı ve sevimli bir dinleyici karşısında yumuşarlar. Böyle dinleyiciler zehirini akıtan tenkitçinin dilinin tutulacağını bilirler ve sabırla zehirini akıtmasını beklerler. Detner Yünlüler Şirketi'nin 15$'lık borcu için mektup yağmuruna tuttuğu bir müşteri, şirketin kurucusu Julian F. Detner'in odasına öfke ile dalmıştı: 'Muhasebeniz hesabımı yanlış tutmuş. Size borcum falan yok 15$ ödemeyeceğim gibi, bir daha on paralık alışveriş de yapmayacağım' diye gürleyen müşteriyi Detner dikkatle dinlemişti: -Hiç sözünü kesmedim. İçini boşalttı. Rahatladığını görünce şöyle konuştum: 'Şikago'ya kadar gelip bu gerçekleri bildirdiğiniz için teşekkür ederim. Siz dikkatli bir müşterisiniz. Hatayı binlerce hesapla uğraşan memurlarımızın yaptığına eminim. Bir daha bizden alışveriş de yapmayacağımıza göre, ben size diğer iyi firmaları tanıtayım'. Çok etkilenmişti. Şikago'ya geldikçe beraber yemek yerdik. Bu defaki yemek davetimin sonunda yüklü bir sipariş vererek ayrıldı. Birkaç gün sonra da hesapları tekrar incelediğini, 15$'lık bir borcunun olduğunu bildiren mektubu geldi. Bu adam oğluna Detner adını vermiş ve ölünceye kadar dostumuz olarak kalmıştır. Önemli insanlarla çok sevilen röportajlar yapan Isaac Marcosson der ki: 'Birçok insan dikkatle dinlemeyi bilmediğinden, iyi bir izlenim bırakmaz. Bunlar hep daha sonra söyleyeceklerini düşündükleri için, kulak açmazlar. Benim röportaj yaptığım büyük adamların hepsi de, konuşmaktan çok, iyi bir dinleyici olmayı tercih ettiklerini söylemişlerdir'.Karşınızdakini dinlemeyi biliniz. Başkalarına kendilerinden bahsetme imkanı veriniz. 5-İnsanların İlgilerini Paylaşınız Bir insanın gönlünü kazanmak için onun ilgilendiği konuları konuşmanın çok etkili olduğu bilinmelidir. Avrupa'da düzenlenen büyük bir izci toplantısına katılacaktık. Oymağımdaki izcilerden birisi yol masrafını karşılayamayacak durumdaydı. Dev şirketlerden birinin yöneticisinden bu çocuk için yardım istemeye karar verdim. Görüşmeye gitmeden önce şirket yöneticisinin bir zamanlar bir milyon dolarlık bir çek yazdığını, karşılığı ödendikten sonra bu çeki çalışma odasına astığını öğrenmiştim. Odasına girer girmez bu çekten bahsetmeye başladım. Şimdiye kadar hiç bir milyon dolarlık bir çek görmediğimi, şimdi böyle bir çeki gördüğümü izcilerime anlatacağımı söyledim. Yöneticiden çekin hikayesini de anlatmasını istedim. Bana o günü, tekrar yaşayarak, zevkle anlattı. Görüyorsunuz ya, Chalif söze yardım isteği ile değil, yöneticiyi çok heyecanlandıran bir konuyla başlamıştı. Bakalım bunun sonucunda ne elde etmiş? -Çek bahsi bitince yönetici candan bir ilgiyle ziyaretimin amacını sordu. Ben de anlattım. O, bir değil, beş çocuğun masrafını karşılayabileceğini söyledi. Bin dolarlık bir çek yazdı. Şirketin Avrupa'daki şubelerine bize her konuda yardımcı olmalarını isteyen birer mektup hazırlattı. Üstelik Paris'te bizi bizzat karşılayıp şehri gezdirdi. Çek hikayesi aramızda öyle bir dostluk doğurdu ki, hala elinden gelen hiçbir yardımı izcilerimden esirgemez. O gün sözlerime onu çok ilgilen bir konu ile başlamamış olsaydım, herhalde bu başarıyı elde edemezdim. Karşınızdakilerin ilgilerini paylaşınız. 6-Başkalarına Önemli Birisi Olduklarını Hissettiriniz Başkalarına, size nasıl davranılmasını istiyorsanız, öyle davranın. Hepimiz saygı görmek, samimiyetle takdir edilmek isteriz. Hakkımızda güzel sözler söylenilmesinden hoşlanırız. Önemli birisi olduğumuzun farkedilmesinden mutluluk duyarız. Evet, hepimiz önemli birisi değil miyiz? Bu takdir etme uygulamasına başlamanız için Amerika'nın Ankara Büyükelçisi ya da FIFA Başkanı olmayı beklemeyiniz. Herkesin takdir edilmeye ihtiyacı vardır ve takdir etmesini bilmelidir. İşimiz dost kazanmak değil mi? Size zahmet verdiğim için üzgünüm', 'Rica ederim', 'Lütfen', 'Teşekkür ederim' gibi söylenmesi hiç de zor olmayan cümleler karşınızdaki insana kendisine değer verildiğini düşündüreceği gibi sizin iyi yetişmiş olduğunuzu da gösterir. Başkalarına önemli biri olduklarını hissettiriniz. Bunu samimiyetle yapınız.
Carnegie, Missouri'de tren yoluna on mil uzaktaki bir çiftlikte doğmuş ve 12 yaşına kadar araba-tramvay görmemiştir. Fakat bu çocuk Hong Kong'dan Kuzey Kutbu'na kadar dünyanın dört bucağını dolaşmayı, bütün kurumların yöneticilerine ders vermeyi başarmıştır. Güney Dakota'da sığır çobanlığı yapan bir çocukken, İngiltere'de veliahtın himayesinde konferans veren birisi olabilmiştir. Carnegie yaptığını şöyle açıklıyordu: 'İnsanların korkularını yenmelerine çalışıyorum. Başarısızlık, korkunun neticesidir. Korkularının yenenler, kendilerine güveniyorlar, atak oluyorlar. Gün geçtikçe kurslarıma katılanların yalnız etkili konuşmak değil, sosyal münasebetlerden başarı sağlamanın diğer yollarını da öğrenmek ihtiyacında olduklarını gördüm. Teknik bir meslekte bile başarının % 15 bilgiye, % 85 insanları idare etme sanatındaki maharete bağlı olduğu ortaya çıkmıştır. Yaşayan meşhurlarla yüz yüze görüşmeler yaptım. Marconi, Roosevelt, Young, C. Gable, Pickford, Johnson bunların arasındaydı. Yanımda çalışan 314 kişi bana selam bile vermezdi. Beni gördüklerinde yollarını değiştirirlerdi. Şimdi 314 düşmanım yerine, 314 dostum var. Çünkü artık onları başaramadıkları ile değil, başarabildikleri ile değerlendiriyorum. Azarlayarak değil, takdir ederek yaklaşıyorum'. İNSANLARI İDARE ETMENİN TEKNİK ESASLARI 1-Tenkit Çok Tehlikeli Bir Kıvılcımdır Yıllarca birçok cinayet işlemiş, insanları sindirerek haraca bağlamış, bir sürü soygun yapmış insanlar bile suçlu olduklarına inanmadıklarına göre, sizinle her gün görüşen insanlar, tenkitlerinizin doğru olduğunu hemen kabul edecekler midir? Sert tenkitleriniz bir işe yarayacak mıdır? Bütün tenkitler yuvalarından uçan güvercinler gibi yuvalarına dönmeye mahkumdurlar. Tenkit, insanın en çok değer verdiği 'benliğini' yaralıyor. O'nun hiddetlenmesine sebep oluyor. Alman Ordusu'nda hiçbir asker olayın hemen sonrasında şikayette bulunamaz. Önce hiddeti yatışacak, olayı daha soğukkanlı değerlendirebileceği bir zaman geçecek, sonra şikayette bulunabilecektir. Karısı veya başkaları iç harp sırasında Güney halkı için ağır sözler sarf ettiklerinde Lincoln şöyle diyordu: 'Onları tenkit etmeyiniz. aynı şartlar içinde bulunsaydık, aynı şekilde hareket edebilirdik'. Dünyadaki karışıklıkların ve anarşinin birçok sebeplerinden biri de kendisi düzeltilmeye muhtaç olan insanların dünyayı düzeltmeye kalkmalarıdır. Konfiçyus der ki: 'Evinizin eşiğini temizlemeden, komşunuzun damındaki karlardan şikayet etmeyiniz. Çok tehlikeli bir kıvılcımdır tenkit. Bu kıvılcım, bir barut fıçısından farksız olan insan gururunu anında infilak ettirebilir. Büyük adam, küçük adamlara karşı takındığı tavırlardan anlaşılır. 2-İnsanları İdare Etmenin Büyük Sırrı İnsanlara iş yaptırmanın en kestirme yolu insanlarda o işi yapma arzusu uyandırmaktır. İnsanlara tehditle, zulümle, kaba davranışlarla da iş yaptırmak mümkündür ama bu tarz davranışların, katlanmanız gereken ağır neticeleri vardır. Samimi bir takdiri, iltifatı hangimiz özlemeyiz? Hangimiz bulduğumuz zaman reddederiz? Yoksul bir bakkal çırağını bir evin döküntüleri arasında bulduğu hukuk kitaplarını okumaya sevk ederek sonunda onu Lincoln yapan duygu önemli olma arzusuydu. George Washington kendisine Haşmetli Birleşik Devletler Başkanı denilmesini isterdi. Kristof Kolomb Okyanus Amirali ve Hindistan Naibi ünvanını istemişti. İmparatoriçe Büyük Katerina üzerinde İmparatoriçe Hazretleri yazmayan zarfları açmazdı. Bazı ilim adamlarına göre, yaşadığımız dünyada önemli olma fırsatı bulamayanlar kendilerine ayrı bir dünya kuruyorlar. O dünyada çok önemli biri olarak yaşıyorlar. Ben insanlara heyecan verebiliyorum. İnsanın yeteneklerini geliştirmesi ve kullanması takdir ve teşvik edilmesine bağlıdır. İdarecilerin tenkitleri kadar insanın çalışma ve başarma ihtirasını öldüren bir şey yoktur. Ben insana hız vermek için O'nu överim. İnsanlarda kusur bulmaktan nefret ederim. Beğendiğim bir şeyi takdir etmekte gecikmem. Bundan da zevk alırım. Ünü makamı ne olursa olsun tenkit yerine iltifat duyup da daha çok gayrete gelmeyen hiç kimseyi tanımadım. Burada kendisinden daha akıllı ve yetenekli insanları etrafında toplamayı bilen bir adam yatıyor. İnsanların iyi taraflarını düşünelim. Bunları takdir edelim. Takdirimizi söyleyelim. O zaman bu sözleriniz siz öldükten ya da söylediğinizi unuttuktan sonra bile söylediğiniz insanlarda yaşarlar. 3-Oltaya Uygun Yem Takmayanlar, Balık Tutamazlar Ben kremalı çilekten hoşlanırım. Balıklar ise kurt yemeyi seviyorlar. Onun için Maine üzerinde balığa çıktığımda oltaya kremalı çilek takmayı aklımdan bile geçirmem. Oltamdaki kurtlara koşan balıkları kolaylıkla avlayabilirim. İnsanları elde etmek için de aynı yolu takip etmek mecburiyetindeyiz. İşte, vazgeçilmez kural: Oltaya doğru yemi takmak... Bir insanı etkilemenin biricik çaresi, onun istekleriyle ilgilenmek, onun isteklerine değer vermek, onun isteklerinin önemini kabul etmektir. Oğlunuza saatlerce sigara içmemesini istediğinizi anlatsanız ne elde edebilirsiniz? Sizin bu isteğiniz onu niçin etkilesin? Siz onun isteğini ön plana çıkarın. Oğlunuz futbolu çok mu seviyor? Ona sigara içtiği takdirde iyi bir futbolcu olamayacağını anlatın. Kendi isteğinin gerçekleşemeyeceği ihtimali onu daha çok etkileyecektir. Prof. Harry A. Averstreet şöyle yazar: 'Davranışlarımızın kaynağı arzu ve isteklerimizdir. Hangi alanda çalışıyor olursanız olun, başkalarında kuvvetli bir istek meydana getirebilirseniz insanlar yanınızda olur. Bunu başaramayan yalnızlığa mahkumdur. Carnegie, ilk oğlundan uzun zaman mektup alamadığı için üzgün olan baldızına 'Endişelenme' demişti: 'Şimdi onlara bir mektup yazacağım ve derhal cevap gelecek' Carnegie annelerini ihmal eden çocuklara bir mektup yazdı ve zarfın içinde para yolladığını söyledi. Derhal cevap geldi: 'Mektubunuzu aldık. Ama zarfın içinden para çıkmadı'. Yarın siz de belki başkasına bir şey yaptırmak isteyeceksiniz. Kendinize sorun: 'Bu adamın (veya bu kadının) bu işi yapmak istemesini nasıl sağlayabilirim?' Başarının bir sırrı varsa, karşınızdakinin bakış açısını kavramak ve onun gözüyle görebilmektir. Kendisini başkalarının yerine koyup, onları anlayabilen kimsenin geleceği için kaygı duymasına gerek yoktur. İnsan tabiatının en zaruri ihtiyacı kendini tanımak ve ifade etmektir.
Hayatin birinci yarısı, mutluluğa karşı duyulan yorulmak bilmez bir özlem olduğu halde, ikinci bolumu acı dolu bir korku duygusuyla kaplıdır. çünkü, mutluluk denilen her şeyin kuruntu olduğu ve acıdan başka gerçeğin bulunmadığı fark edilmiştir artik.Akli başında insanların, yakıcı zevklerden çok acısız bir hayata yönelmeleri bundan ötürüdür. Gençliğimde, kapımın zilinin her çalınışında, gönlüm sevinçle doluyor ve kendi kendime, "Oh ne iyi! İste yeni bir olay!" diyordum.
Ama yıllar geçip de, olgunlaştığım zaman, her zil sesinden sonra şöyle düşündüm: "Yine ne var?"insan yaşlandıkça, tutkuların ve isteklerin nesnesi farksızlaştıkça; bu isteklerin ve tutkuların bir bir ortadan kayboldukları, duyarlığın güdükleştiği, hayat gücünün zayıfladığı, gorunyulerin solduğu, izlenimlerin etki yapmadan gelip geçtiği, günlerin gittikçe daha hızlı aktığı, olayların önemlerini kaybettiği ve her şeyin renksizleştiği görülür.
Günlerin yükü altında sallanarak yürür insan ya da bir köseye çekilip dinlenir. Geçmiş varlığının gölgesi ya da hayaleti haline girer. Kendinden geçme, sonsuz uyku haline dönüşür bir gün.
Dante, dile getirdiği cehennemin örneğini ve konusunu, bizim gerçek dünyamızdan başka nerede arayabilirdi? Nitekim, bize çok eksiksiz bir cehennem görüntüsü sundu. Ama cenneti ve cennetin mutlu hayatini dile getirmesi gerektiği zaman, aşılması olanaksız bir güçlükle karsılaştı Çünkü içinde yasadığımız su dünya ile cennet arasında, hiçbir benzerlik yoktu. Cennetteki mutlu hayati anlatacağı yerde, atalarının, sevgilisi Beatrice'in ve çeşitli ermişlerin verdiği bilgileri iletti bize. içinde yasadığımız dünyanın, ne bicim bir dünya olduğu, böylece acık bir şekilde anlaşılıyor, değil mi ?istemek, temeli bakımından acı çekmektir ve yasamak, istemekten başka bir şey olmadığına Gore, hayatin tümü, özü bakımından acıdan başka bir şey değildir. insan ne kadar yüceyse, acısı da o ölçüde fazladır. İnsanın hayati, yenileceğinden hiç şüphe etmeksizin, var olmaya çalışmak için harcanmış bir cabadır.
İnek sutunde 117 miligram kalsiyum bulunurken, dereotunda bu oranin 208 olmasi, dereotunun sutun alternatifi olarak gorulmesine neden oluyor.
İstanbul Universitesi Cerrahpasa Tip Fakultesi Cocuk Bolumu Metabolizma ve Beslenme Bilim Dali Baskani Prof. Dr. Ahmet Aydin, sutun alternatifinin dereotu oldugunu soyledi.
Adana Otizm Dernegi'nin duzenledigi 'Otizm Hastaligi'nin Tedavisi ve Beslenme' konulu konferansta konusan Prof. Dr. Ahmet Aydin, sutun kalsiyum bakimindan en zengin besin olmadigini belirterek, "Dereotu sutten daha fazla kalsiyum iceriyor. inek sutunde 117 miligram kalsiyum bulunurken, dereotunda bu oran 208'dir.
Ayrica dereotu magnezyum ve potasyum bakimindan zengin olmasi bakimindan da kemik sagligina daha faydalidir" dedi. Prof. Dr. Aydin, dunyada en cok sut tuketen ulke olan ABD'de, yine dunyada en cok osteoporoz rahatsizliginin oldugunu bildirdi. Prof. Dr. Aydin, cocuklarin ve anne- babalarin kemiklerinin kuvvetli olmasi icin mutlaka dereotu tuketilmesini onerdi.
İsvec'te yapilan bir calismada 50- 85 yaslarindaki menopoz sonrasi kadinlarda sut tuketimi fazlaliginin kiriklari azaltmadiginin saptandigini kaydeden Prof. Dr. Aydin, soyle konustu:
"Benzer sekilde ABD'de hemsireler uzerinde yapilan arastirmada gerek sut, gerekse sut disi kalsiyum tuketimi fazlaliginin kalca kiriklarini azaltmadigi tespit edilmistir. Cocuklarinizin ve kendinizin kemiklerinin kuvvetli olmasi icin mutlaka dereotu tuketin. Dereotundaki magnezyum ve kalsiyum kemik gelisimi icin oldukca onemli bir mineraldir. Her memelinin sutu kendi yavrusunadir. 5- 6 milyon yillik insanlik tarihinin sadece son 10 bin yilinda insanlar baska memelilerin sutunu icmislerdir.
Kendi annelerinin sutunu ise sadece hayatlarinin ilk 2 yilinda emerler, daha sonralari hic sut tuketmezlerdi. Fosil incelemeleri, tas devri insanlarinin kalin ve kiriga direncli saglam kemiklerinin oldugunu gostermektedir. Bu devre ait kemik orneklerinde osteoporoz yok denecek kadar azdir. Bunun nedeni de o devirde insanlarin sutten ziyade, daha cok yesil sebze, ot turu yiyecekler tuketmesindendir."
O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Cevap yok. Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Gene cevap yok. Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş. 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Hala cevap yok. Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış 'Hayatım bu akşam yemekte ne var?' Gene cevap alamamış.Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş.
--'Hayatım bu akşam yemekte ne var?'
--'Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk'
Hikayenin ana fikri: Belki de genelde düşündüğümüz gibi problem daima karşımızdaki kişilerde olmayabilir. Problemlerin sebebini birazda kendimizde aramalıyız
Aynı dili konuşanlar değil, Aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir.
Bir öğrencisi öğretmeniyle ilgili, aslı olmayan bir dedikodu çıkarır, dedikodu kulaktan kulağa yayılır. Daha sonra öğretmen öğrencisine bu dedikodunun kaynağının yanlış olduğunu ispatlar. Öğrenci hatasını anlar, çok üzülür ve “Hocam bu hatamı nasıl giderebilirim?” diye sorar. Öğretmen, kuştüyü bir yastık alıp kasabanın yanındaki tepeye gelmesini söyler. Öğrenci yastıkla tepeye geldiğinde öğretmen ondan yastığı bıçakla kesip kuş tüylerini ortaya çıkarmasını söyler. Öğrenci yastığı keser, kuş tüyleri kısa sürede ovanın her tarafına yayılır. Öğretmen öğrencisine “Şimdi senden bu tüyleri toplayıp tekrar yastığın içine koymanı rica ediyorum. Eğer bunu yaparsan hakkımda çıkardığın dedikoduyu da telafi edebilirsin” der.
Bilim adamlarının 230 bin kişi üzerinde yaptığı 67 vitamin araştırmasının sonucu şok etkisi yarattı
230 bin kişi üzerinde yapılan vitamin hapı araştırmasından çıkan sonuç: Her gün vitamin hapı içmek bırakın hastalıklara karşı koruyup ömrü uzatmayı, kanser ve ölüm riskini artırıyor!
DÜNYADA milyonlarca insan tarafından her gün kullanılan vitamin hapları hakkında şok bir araştırma dün tıp dünyasına bomba gibi düştü. Bu hapların işlevlerine dair bugüne kadar 230 bin kişi üzerinde yapılan 67 araştırmayı inceleyen Kopenhag Üniversitesi uzmanları, günlük alınan takviye vitamin tabletlerinin bırakın hastalıklara karşı koruyup ömrü uzatmayı, insanların ölüm riskini artırdığını ortaya çıkardı.
Avrupa’nın en saygın ve tarafsız tıp dergilerinden Cochrane Library’de yayınlanan ve bilim dünyasında şok etkisi yaratan araştırmada A, C, E vitaminleri ile selenyum ve beta keroten takviyeleri incelendi. Araştırmada şu sonuçlara varıldı:
A vitamini: Erken ölüm riskini yüzde 16 artırıyor.
Beta-karoten: Havuç, domates ve brokoli gibi gıdalarda bulunan bu pigment vücut tarafından A vitaminine dönüştürülüyor. Erken ölüm riskini yüzde 7 yükseltiyor.
E vitamini: Ölüm riskini yüzde 4 artırıyor. Araştırmaya göre, bu antioksidanların ölüm riskini artırmasının nedeni hücre DNA’larına zarar vermesi... Antioksidanlar, meyve ve sebzelerden alındığında, hücrelere zaran veren serbest radikallerle tepkimeye girerek onları etkisiz hale getiriyor. Ancak bu antioksidanlar kimyasal yollardan alındığında vücudun doğal korunma yapısına zarar veriyor ve DNA’ları bozuyor. Bu da başta kanser olmak üzere birçok hastalığa yakalanma riskini artırıyor. Araştırma yayınlanır yayınlanmaz İngiliz Sağlık Bakanlığı, “Vitamin hapları almak konusunda daha dikkatli olun. İhtiyacınızı taze meyve ve sebzelerden sağlayın” açıklaması yaptı. Dünya vitamin pazarı 2.5 milyar dolar büyüklüğünde.
Blog sayfamda dakika saniye misafirim oldunuz .....
Paylaşalım, paylaşımlarla büyüyelim , bazen alıntılarla bile olsa ögrenilmemiş bir bilgi, bir haber (bence) eskimez....:) Sadece bakıp geçmekle olmaz sanırım -emeğe saygı- görüşlerinizi yazılara yorum yazarak iletirseniz sevinirim :)
BU ARADA www.arifkaratas.com yayında...
Arkadaşlar amacı sadece paylaşım olan bir blog sayfamın yazılarının bir kısmı
internet ortamından -maillerimden -senden -benden derlendiği için yazarları belli olmayabilir.
"Bu yazı bana aittir burada yayınlanmasını istemiyorum" diyenler varsa bana ulaşsın.
Mutlu ve sağlıklı günler gecirmeniz dileğimle ...