"Sevgi"yi yaşayamamak hüznün gerçek şiiri değil mi? Gidenlere, dokunulmayacak kadar uzakta olanlara ya da gitmeyi düşünenlere...
Bu kent ne zamanki koyacak camii avlusuna bırakılan çocuklar gibi kapı önüne beni İşte o zaman bir kıyıdan diğerine ayrılıklar ve kavuşmalar taşımak için iskeleden halatlarını çözen vapurların çıkarttığı köpükler üzerindeki martıları özleyeceğim Ve o iskelelerde yudumladığım çayı Karşıdaki bahçenin ağaçlarında her zaman telaşlı ürkek ve titreyen serçeleri Gün ışır ışımaz pencereme konan kumruları sonra ve onlara yem verişimi Her sonbaharda göç eden kuşların ardından feryat figan ama duyulmayan çığlıklarımı da Vakitsiz yağan yağmurlarla ıslanan dar sokaklarındaki yorgun ve telaşlı adımların değdiği kaldırımları Taş duvarlar içine hapsedilmiş yalnızlıkları Köprü üzerinden salınan oltalara takılan ve martıların ağzındayaşam ile ölüm arasına sıkışan balıkları bir de Her akşam alacasında ruhun mahzenine gömülen dokunulmadan kanayan ve dayanılmaz ağrılarla yüreğe saplanan ‘bir zamanlar’ diye başlayan ya da yaşamaya geç kalınmış aşlamadan biten yolculuklar gibi yarım sevdalara katık edilen hüzzam şarkıları sonra Bu kent ne zamanki koyacak camii avlusuna bırakılan çocuklar gibi kapı önüne beni yanaklarımdan aşağıya göz yaşlarım süzülürken İşte o zaman iki havalandırma arasında özlenen gökyüzü gibi en çok seni özleyeceğim en çok seni
Atila IŞIK